Eşler Arasında Cinsel Sorunlar

Eşler Arasında Cinsel Sorunlar
5 Mart 2017 tarihinde eklendi, 372 kez okundu.

İlişkilerde kadınla erkek birbirlerini tamamlayan unsurlardır. Bu durum, bir işbölümü gibi düşünülmelidir.  Erkeğin fizik gücü vardır, kadın ise güven uyandırma ve ilişki kurabilme alanlarında başarılıdır. Aile içi ilişkilerde kadın daha baskınken, dış ilişkilerde erkek ön plana çıkar. Güven uyandırma hususunda, sevgi objesi anneyken, güven objesi babadır. Kadın – erkek ilişkisinde de sevgi veren taraf kadın, güven veren taraf erkektir. Erkekteki güven zayıflığı, kadına göre evliliğe daha fazla zarar verirken; kadındaki sevgi azalması, erkeğe göre daha zararlıdır. Zihin gücü açısından, erkekle kadın birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcı unsurlarıdır. Güç ve hakimiyet bilgi ve beyin gücünün elindedir.
Kadında beğenilme arzusu, erkekte güzelliği arama eğilimi vardır. İnsan cinsinde güzellik kadında olduğundan, o aranan; güzelliğe ulaşmak isteyen erkek olduğundan, o da arayan durumundadır. Aranan ve seçilen olduğunu hissetmesi için, kadına saygı gösterilmelidir

Erotik Duyguların Önemi

Cinsel mutluluk kadın erkek ilişkilerinde en özel duygudur. Bu özel ve önemli duygu insanın özel ve önemli gördüğü kişi ile yani eşiyle paylaşılmalıdır. Cinselliğin eşin dışında biriyle paylaşılması aile sadakatine zarar verdiği için insanın psikolojik doğasına aykırıdır. Bugün ABD’de açık evlilik kulüpleri kurulmuş, kadın ve erkek evliliklerine rağmen bir sevgili edinmelerine rağmen çocukları için bir arada olmayı sürdürmektedirler. Ancak bu tip evlilikler ilerleyen yıllarda dağılma ile sonuçlanmıştır. Cinsel özgürlüğün güncel bir uydurma ve evliliğin doğasına aykırı olduğu bugün acı tecrübelerle doğrulanmaktadır. Cinsel özgürlüğü çok önemseyen kişilerin evlenmemesi, arkasında mağdur ve mutsuz çocuklar bırakmaması için daha doğrudur.

Erotik duygular sadakat sınırları içerisinde paylaşıldığında iki tarafa da özel olduğunu hissettirir. Kadının sevilmek ve okşanmak psikolojik ihtiyaçlarını giderirken, erkek de kabullenilmek, eşinin mutluluğu ile mutlu olmak, potansiyelini kanıtlamak ve iyi tarafını gösterme imkânları bularak doyuma ulaşır.

Kadını motive etmenin en iyi yollarından biri de ona saygıya değer olduğunu hissettirmektir. Saygıya lâyık olduğunu hisseden kadın zorlayıcı olmaktan vazgeçer, gevşer. Çok konuşma ihtiyacı azalır. Hürmet görmek için aşırı bir gayrete gerek duymayacağından müdahalecilikten vazgeçer. Çünkü zaten kendini değerli hissediyordur.

Kadın vericidir, yumuşaktır, sıcaktır ve yuvarlaktır. Erkek alıcıdır, katıdır, köşelidir ve soğuktur. Bu özelikler iki cinsi birbirine çeker.
Erkek olgunlaştıkça almayı değil vermeyi öğrenir ve vermekle başarılı olacağını görür. Duyguların önemini kavrar, estetik değerleri ciddiye alır. Böylece kendine dönük yaşamaktan vazgeçer. Karşısındakinin ihtiyacına duyarsızlığı azalırken, eşine saygı göstermeyi öğrenir.

Kadın olgunlaştıkça yeni verme stratejileri geliştirir. İstediklerini alabilmek için mantıklı yaklaşımlar ve zamanlamalar bulur. Hesaplama becerilerini arttırır. Düşüncesiz duygunun mutlu etmeyeceğini öğrenir. Ayrıca eşini memnun etmek için daha gönüllü olur.

Birbirlerini mutlu ederek yaşamanın tadını çıkaran çiftler olgunlaşma sürecinde ilerliyorlar demektir.

Kadınlar almaktan korktukları gibi erkeklerde vermekten korkarlar. Erkeklerin temel psikolojik dinamiği başarısız olma korkusudur. Verdiklerinde yetersiz kalacaklarını düşünürler. Eksik, yetersiz ve başarısız olma korkularını artıran kadınlardan nefret ederler. Doğal savunma tepkileri olan “Bana ne ?” bencilliğine sığınırlar. İşte bu sebeple kadınlar erkeklerin bencil olduklarını düşünürler. Aslında burada bencillikten çok yetersizlik korkuları söz konusudur. Çocukluğundan itibaren başarılı olmaya şartlandırılmış bir insandan başka bir şey beklemekte zordur. Akıllı kadının erkeğe acı veren bu duyguyu yaşatmaması gerekir. Erkeğe hata yapma fırsat veren kadın, onun ilgisini ve sevgisini çeker.

Kadının almaktan korkmasının arka planında ilgiyi kaybetme endişesi yatar. Kadın hep şikayetçi bir tavır takınıyor ve eşiyle sürekli olumsuz şeyleri paylaşıyorsa erkek kendini yetersiz ve başarısız hisseder. Bu durumda da karısına karşı ilgisi azalır. Erkek içgüdüsel olarak kadının kahramanı olmak ister. Eğer bunu hissedemezse kadınla arasına psikolojik duvar örer. Evde farklı dışarıda farklı davranan pek çok erkeğin eşiyle böyle bir ilişkisi vardır.

Erotizm ile Romantizmin Karşılaştırılması

Tek gecelik beraberliklerde erkekler sadece erotizmi düşünürler ama kadın o kişiden ertesi gün telefon bekler. Bu durum kadını değersizleştirir. Erkeğin efendiliğini bilmesini engeller. Aslında cinsel dürtü tüketicidir. İnsanın içinde dalga dalga yükselirken, çalışmayı ve düşünmeyi engeller. Fakat romantik duygu üretkendir. Şiir ve sanatın kaynağını oluşturur. Fakat kadın güçlü silahlarından birisi olan romantik duyguyu doğru ve yerinde kullanamazsa erkeğin gözünde değersizleşir. Kısa sürede cinsel ilişkiye giren kadına hiçbir erkek değer vermez. Romantik duygu ile erotik duyguyu karıştırmak -maalesef- kadını küçültür.

Cinsellik

İnsanın temel iç dürtülerinden biri saldırganlık, diğeri cinselliktir. Bir de yaşama dürtüsü vardır. Biyolojik ve genetik özellikler, kişinin doğal yapısından kaynaklanan zaruretleri meydana getirir. Bedenimizin değişik besin ve minerallere ihtiyaç duyması gibi… Hümanist psikologlardan Maslow’un psikososyal ihtiyaçlar teorisinde, insanın sevmek ve sevilmek, değer vermek ve değer verilmek, önem vermek ve önem verilmek, toplumda kabul görmek, güvenilir olmak, kendini gerçekleştirmek gibi ihtiyaçları olduğundan bahseder. Bu ihtiyaçlardan birisi de cinsellikle ilgilidir.

Cinsellik ve aile birliği

Aile birliği için önemli bir konu olan cinselliğin hem biyolojik hem de toplumsal boyutu vardır. Onu sadece sosyolojik, biyolojik ya da başlı başına psikolojik bir durum gibi değerlendirmek yanlış olur. Cinsellik; sosyobiyopsikolojik bir hadisedir. İnsanın biyolojisi gereği, cinsellikle ilgili hormonları vardır. Ailede huzur ve sükun halinin yaşanması için cinselliğin yeri ve öneminin de doğru kavranması ve aile içinde olması gereken yere oturtulması gerekir. Kişilik gelişimde olduğu gibi cinselliğin yaşanmasında da %30-40 genetik, % 60-70 oranında sosyal faktörler etkilidir. Buda aile birliğinin sağlıklı yürümesinde önemlidir.

Cinsel ilişkide amaç

Aile birliğinde cinsellik önemli bir yer tutar ancak cinselliği ailenin temeline oturtmak doğru değildir. Burada temel olan şey eşlerin fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlar bakımından birbirini tatmin etmesidir. Tek amaç cinsellik olduğunda sorunlar yaşanabilir. Özel ve önemli olan cinsellik kaliteli yaşandığında ailede önemli bir paylaşımdır yoksa cinsellik, azami 8 dakikada doruk noktasına ulaşan bir aktivitedir. Sürekli doyum isteyen kişilerin cinsellikle tatmin olması mümkün olmaz. Cinsel ilişkideki zevki uzatmak için bulunan ilâçlar ve uyarıcılara her gün yenisi eklense de insan tabiatı bu hazzı kesintisiz şekilde sürdürmeye müsait değildir. Buna ilaveten 8 dakikalık doyum noktası uzatılmaya çalışıldığında, depresif durumlar oluşma ihtimali yüksektir. O nedenle aile birliği için cinsellikte de dengeli olmak gerekir. İnsanın yapması gereken cinsel dürtüsünü eğitmek ve bu enerjisini soyut bir amaç için kullanmaktır. Cinsellik bu amaca giderken karşılaştığımız bir araçtır sadece. Bu durum değirmendeki atın yaşadığına benzer. At, değirmende gözü bağlanarak otu yakalamak için koşar. At, otu yakalamak için koştukça değirmen taşı döner fakat bir türlü de otu yakalayamaz ve o sırada da öğütür. Cinsellik duygusu da insana çocuk sahibi olmak, hayatın zorluklarına katlanmak için verilmiştir. İnsan o zevk için koşarken, nesil devam eder. Evrensel psikoloji içinde cinselliğin rolü bu kadardır. Bunun dışında bir fonksiyon yüklemek, biyolojiyi hırpalamaktır.

Ailede cinselliğin reddi

Ailede yaşanan konulardan birisi de cinsellik reddidir. Cinselliğin reddi, var olan biyolojik ihtiyacın reddedilmesi demektir. Yeme ihtiyacını görmezden gelmek ve sonuçta hastalanmak gibi. İnsanın cinsellikle ilgili psikolojik zorunluluğunu yok sayması ruh sağlığını bozar. Tabii bu genel bir kuraldır ve istisnaları vardır. Cinsel enerjiyi reddetme mekanizması gibi bir de onu yüceltme eğilimi vardır. Bir kimse cinsel arzularını kontrol altına alarak, onu sanat, müzik, resim ya da felsefe alanında harcayacağı enerjiye dönüştürebilir. Ancak bu çok güçlü bir kişilik ve ego gerektirir. Niteliklerini etkin bir biçimde güçlendirmiş kişinin, bir insanla evlenmeden ve hasta da olmadan, libidinal enerjisini farklı noktalara yöneltmesi mümkündür. Ama bu kural dışıdır ve sıradan insanların yapması ruh sağlıklarını zorlar. Bu dönüşümün ruh sağlığını bozmadan yapabilmesi için cinsel enerjinin mutlaka disipline edilmesi gerekir.

Cinselliğin kanalize edilmesinde aile

Ailede eşler cinselliği ne abartmalı ne de reddetmelidir. Cinsel enerjiyi ailede doğru kanalize etmezseniz kendine bir yol bulur. Çünkü tabiat, boşluklardan nefret eder. Cinsellikle ilgili alan boş bırakılırsa, başka alanlara yönelmeler ortaya çıkabilir. Şehvet, bir lokomotifin buhar kazanı gibidir. Buharı lokomotifi harekete geçirmekte kullanabileceğiniz gibi bir başka işte de kullanabilirsiniz. Bu insanın enerjisini iyi kullanmasına bağlıdır.

Gereğinden fazla cinsellik

Cinsellik, kuyudan su çektikçe kuyunun açılmasına benzer ve ne kadar açılırsa o kadar alışılır. Bir müddet sonra da morfin, eroin ya da kokain bağımlılığı gibi seks bağımlılığı oluşur. İnsan beyninin sağ ön bölgesinde hazza ve zevke yönelmeyle ilgili hücreler, sol ön bölgesinde ise acı, elem ve kederden kaçmaya yönelik hücreler vardır. Cinsellik müptelası olan kişinin, zevke yönelme ile ilgili alanları daha fazla çalışır. Seks bağımlısının beyninde haz tuzağı oluşmuştur ve cinselliği yaşamadan zevk alamaz hale gelir. Sabah kalkar kalkmaz onu düşünmeye başlar ve hayatına bu zevk yön verir. Sürekli cinsellik yaşamak isteyen kimsenin mantığı ‘hayır’ dese de o artık içgüdülerinin esiridir. Tutsak olmuş bir kişi özgür değildir.

Psikoseksüel Gelişim

Psikoseksüel gelişim, cinsiyet kimliği ile ruhsal gelişimimizin birleşmesini ve bunun benliğin bütününe olan katkısını  ifade eder. Psikoseksüel gelişim ile ilgili ilk tartışmalar Freud’la başlamıştır. Freud, libidinal enerji, libido adını verdiği bir enerjiden bahseder ve bunun cinsel istek şeklinde kendini gösteren cinsel enerji olduğunu söyler. Freud çocuğun üç yaşına kadar ki dönemde parmağını yada annesini emmesini, büyük abdestini kontrol etmesini cinsel hazda özgürleşmek için ilk adım olarak görmüştür. Oral (ağız) bölgesini ve anal bölgeyi (büyük abdestini tutup bırakma çabasını) haz alanı gibi düşünmüştür.

Üç yaşından sonra cinsellik, ödipal electra kompleks denilen döneme geçer. Bu dönemde cinsiyet rolü açısından kız çocuk babaya, erkek çocuk anneye karşı cinsel eğilim gösterir. Ona karşı kısırlaştırma korkusu gibi değişik korkuları oluşur. Bu korkuları bastırınca suçluluk hisseder.

3-5 yaş arası genital dönem denilen cinsellikle ilgili anne babaya ilginin yaşandığı bir dönem başlar.

5 yaşından sonra da latent (gizli) dönem vardır. Bu dönemde çocuk cinsellikle ilgili enerjisini gizleyerek ebeveynlerinden diğer kişilik özelliklerini alır. Bu büyük ihtimalle hormonal bir eğilimdir. Bu korkunun yaşanıp yaşanmadığını bilimsel olarak ispat edemeyiz ancak anne- babada iyiyse, çocukta suçluluk duygusu uyanmadan bu duygu atlatılabilir.

Freud’un insandaki genel yaşam enerjisini cinsel enerji olarak kabul etmesine öğrencileri karşı çıkmıştır. Gerçekte de o bir yaşam enerjisidir. Yaşam enerjisi, üç yaşından sonra kız çocuğunun anneyi, erkek çocuğunun babayı özdeşim modeli olarak kabul etmesiyle başlar. Anne baba çocuğa sevgi ve güven verebiliyorlarsa çocuğun psikoseksüel ihtiyaçlarını gidermeleri mümkündür. Çocuk böylece sevgiye doymuş olur. Çünkü sevgi ihtiyacı bu dönemde karşılanır.

Esasında çocuk yürümeye başladığı zaman herşeyi tanımaya da başlar. Cinsel kimliği tanıması da işte bu döneme rastlar. Ebeveynler çocuğa o dönemde şunları öğretmelidirler; ‘senin cinsel organlarını senden başkasının ellemesine izin vermemelisin. Cinsellikle ilgili mahrem alanların vardır ve bu konu senin özelindir.’ Bilhassa çocuğun cinsel organıyla çok fazla meşgul olmak, çocuğun organıyla gereğinden çok ilgilenmesine sebep olur ki, bunlar hep cinsel eğitimle ilgili yapılan hatalardır.

Eğer cinsellikle ilgili bu kurallar öğretilmezse çocuk yanlış özdeşim modelleri benimseyebilir. Bu noktada aileler modernlik diye düşünerek çocuklarının yanında çıplak dolaşıyorlar. Ancak bu konudaki kuralsızlık cinsiyet kimliğinden sapmaya sebep olur.

Ayrıca çocukla aynı yatakta yatmak, pornografi denilebilecek yayınları onunla beraber seyretmek bu bakımdan sakıncalıdır.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git